İsmail Abinin Yavrusu: Ferahfeza (Ferah Feza film eleştirisi)

Ferahfeza
Ailenin istediği kalıplarda yaşamayı istemeyen karakterlerin, rüyalarının ve umutlarının peşinde koştuğu "Ferahfeza", boğucu sinema anlayışı ve yapay kalan  diyaloglarıyla akılda kalıcı olması açısından zor bir film olmuş. Filmi yazıp yöneten Elif Refiğ  mekan olarak sinemamızda pek kullanılmayan yerler seçse de, seyircinin yakınlık kuracağı karakterler yaratmaya çalışmış.

Çalıştığı tersanede pek iş yapmayan Ali, babasının istediği evlat olamama yolunda emin adımlarla ilerliyor. Tersanede çalışan arkadaşı "Ah, baban benim babam olsaydı" gibi cümlelerle Ali'yi bir nevi sıkıştıryor. Ali, devamlı gördüğü rüyanın etkisiyle kayıp bir gemi arıyor. Uzaklaşmak için o gemiye ihtiyacının olduğunu düşünüyor. Ali bir gece tepelik alanda şehri başka bir açıdan görmek için bir kulenin tepesine tırmanıyor. Çevreye bakınırken karşıdaki yıkık duvarda yarım bırakılmış bir gemi grafitisi gören Ali, bu çizimi yapan kişiyi bulması gerektiğine ikna oluyor.

Bu kişi ona “Vamos”u bulacağı ve onunla birlikte bu diyarlardan gideceği yolculukta eşlik edeceği kişi olduğuna inanıyor. Bu çizimi yapan ise Edadan başkası değildir. Eda da Ali kadar boğulmuş vaziyette. öfkesini boşaltmak için Grafiti çiziyor.
“Vamos” gemisi aslında karşımıza Leyla ile Mecnun’da İsmail abinin beklediği umut ettiği gemi özlemine benzeyen bir özlem var.  Ali ve Eda... Filmin  değindiği noktalara şu soruları sormak lazım. “İnsanın kaderini babası mı, çevresi mi belirler ?”, “Anne babaları ile aynı düşünmeyen ama kendi yolunu da çizememiş insanların akıbeti ne olur ?” Ya da filmde belirtildiği gibi şöyle mi sormak gerekir: Bir güvercin yumurtasını martı yumurtalarının yanına koyduğunuzda güvercin mi kendini martı zanneder, yoksa martı mı güvercin? Peki, bir yumurtayı daha doğmadan şişeye hapsettiğinizde…

Teknik özellikler açısından bir iki örnek vermek gerekirse; Bir gün Ali’nin babasıyla tartışmasından sonra Ali’nin tersane deki sabit kamera kullanılıyor. Ali izleyicinin önüne girer ve çıkar. Ali’nin yüksek bir yerdeyken duvarda resim çizen kişinin kim olduğunu öğrenmeye çalışması sırasında ona yıldırım çarpması ve bunun sonucunda onun ölmemesi filmin aslında  alışılmışın dışına çıktığını anlatmaya çalışıyor. Bu alışılmışın dışına çıkmakta  Neo formalist bir yapının olduğunu gösteriyor.  Ali ve Eda filmin son sahnesinde kendilerini arabayla denize atmaları formalist yapıda  günahlarından arınmayı, temizlenmeyi ve yeniden doğuş anlamına gelirken bu sahnede aslında öyle bir anlam ifade edilmemiştir. Çünkü Ali ile Eda nın sudan çıktığını görmüyoruz.

Abdurrahman Aldırmaz Hakkında
Abdurrahman Aldırmaz
Aldırmaz, Muş'un Malazgirt ilçesinde dünyaya gelmiştir. Selçuk Üniversitesi, İletişim Fakültesi Radyo,  TV ve Sinema mezunudur. Yazarlık dışında da hobi olarak fotoğrafçılıkla uğraşan Abdurrahman Aldırmaz, sinemayla yakından ilgilenmektedir.

Google+ WhatsApp

1 Yorum:

Yorumunuz kısa bir süre sonra onaylanacaktır. Yapılan yorumun sorumluluğunu Webmgon kabul etmez.